Kişisel Site

Beyinsiz Adam Volvo V40 İncelemesi

13 Şubat 2013 | Yazar: Umut | 1 Yorum Yapılmış | 8.898 Görüntülenme

Twitter kullanıcıları yakından bilirler, @beyinsiz_adam. Adam bir twitter fenomeni. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah GÜL’ le bile Çankaya Köşkü’nde yemek yemişliği var. Firmalardan ücreti karşılığında twitler attığı rt ler yaptığı da bilinen bir gerçek.  Yine bu şekilde bir firma için tanıtım etkinliğine katılmış, kaç para aldığı bilinmez ama tanıtım olayının hakkını vermiş, çokta güzel bir tanıtıma imza atmış. Daha önce bu kadar keyifli ve espirili bir araba tanıtım yazısı okuduğumu hatırlamıyorum.

Volvo firması Yeni v40 modelinin incelemesi için beyinsiz adam’ı Bozcaada’ ya götürmüş. Yazıda anlattıklarına göre O’da daha önce böyle bir incelemeye katılmamış, inceleme hiçte tahmin ettiği gibi geçmemiş. Volvo kendine yakışanı yapmış, sıradışı uygulamalarla beyinsiz adamı şaşırtmış. Şöyleki önlü arkalı 2 araç halinde yola çıkmaları, ön ve arkadaki aracın iletişimin kopmaması için iki araçta da telsiz bulunması, kahve termosu sizce de şaşırtıcı değil mi?

Biz de araç hakkında biraz bilgi verelim;

Yeni Volvo v40 Fiyatları

volvo-v40-fiyatlari-2013

Volvo v40 göstergeleri ve iç görünümü hakkında fikir sahibi olabileceğiniz bir video,

 

Buyun beyinsiz adam’ın Volvo v40 incelemesi ve Bozcaada yolculuğu macerası;

 

 

Geçtiğimiz hafta Volvo’nun yeni üretimi V40 serisi için #osensin kampanyası dahilinde arabayı test etmek için Bozcaada’ya gidecektik. Arabayı henüz görmeden beğenmiştim. Sonuçta bu bir arabaydı ve her halükarda belediye otobüslerinden iyiydi.

Yola çıkış Hollywood filmlerini aratmayacak bir tempodaydı. Altı üstü Bozcaada’ya gidecektik ama hazırlıklar bir rehine kurtarma operasyonunu aratmıyordu. Yol haritaları, kameraların kurulması, takip aracı, kahve termosu, yol gözlüğü, araç kiti… Kampanyayı yürüten Havas Engage İstanbul hiçbir ayrıntıyı atlamamıştı. Takip aracıyla her daim irtibat halinde olmamızı sağlayan bir telsiz bile verdiler. İşte o an kuşkulanıp “Yasa dışı bir şeyin içinde değiliz, öyle değil mi?” diye sordum gözlerimi kısarak.

V40’ı ilk gördüğümde tepkim “Belediye otobüsüne göre oldukça küçük” oldu. Yıllardır belediye otobüsünde seyahat edince insan bütün kıyaslamaları ona göre yapıyor. Şoför mahalline oturduğumda alışkanlıktan olsa gerek yaşlı bir teyzenin gelip yer isteyeceği tedirginliğini yaşadığımı itiraf etmeliyim. Çok şükür böyle bir şey yaşanmadı.

 

Dolmabahçe’den Bozcaada’ya doğru hareket ettik. İlk olarak hız kadranını fotoğrafladım. Bunu 127 km hızla giderken yapmak çok kolay değil. Kimseye tavsiye etmiyorum. Yanımdan belediye otobüsleri geçiyordu. Orada tıkış tıkış seyahat edenleri görünce ağladım. Ama onlar gülüyordu. “İki gün sonra tekrardan aramıza döneceksin” bakışlarıyla beni süzdüler. Yaptıkları hoş değildi.

Yolda V40’ın Adaptive Cruise Control sistemini test ettim. Öndeki araca göre hızı ayarlayan bir sistem bu. Yokuş yukarı ya da aşağı fark etmiyor, öndeki araçla aranızda sizin belirlediğiniz mesafeyi koruyacak şekilde ilerliyor araba. Gaza ya da frene kendi basıyor. Büyük kolaylık şeklinde değerlendirilebilir ama şoför karizması dediğimiz olgu yara alıyor. “Yaa cruise control olduktan sonra ben de sürerim” şeklinde insanı yaralayan ifadelere maruz kalıyorsunuz.

Bir de dalgınlıkla şeridinizi aşarsanız direksiyon titriyor ve sizi gerisin geri şeridinize döndürüyor. Bunu da 2013 yılına geldiğimiz bugünlerde bir insan hakları ihlali ve kişi iradesine saygısızlık olarak değerlendirdim. Trafiğin emniyeti açısından doğru olabilir fakat özgür irade yerlerde. 1789 Fransız İhtilalinin kazanımlarını birer birer kaybettiğimiz hissine kapıldığımı söylemeliyim. Elbette bu özelliği kapatabildiğinizi veya sinyal verdiğiniz zaman devre dışı kaldığını belirtmek lazım.

Sorunsuz bir şekilde yola devam ediyorduk. Çanakkele’ye doğru çeşitli ilçelerin ve kasabaların içinden geçtik. Burada etraftaki tabelalara bakınca bir gerçeği fark ettim. İstanbul’dan uzaklaştıkça dükkan isimlerinde bir özensizlik, bir vurdumduymazlık göze çarpıyor. Mıstık Büfe, Ejder Pansiyon, Çoğumlu Solaryum bunlardan sadece birkaçı. Özellikle Ejder Pansiyon’da durup hangi kafayla böyle bir ismi seçtiklerini ve neden hala batmadıklarını sorasım geldi. Fakat yolumuz uzundu.

 

Gelibolu’da arabalı vapura binip karşıya geçtik. Oradan Bozcaada’ya bizi götürecek vapura binmek üzere Geyikli’ye doğru yola çıktık. Yol üzerinde mola yerimiz Manzara Restaurant’tı. Adından da anlaşılacağı gibi muhteşem bir manzarası vardı. Ama inanır mısınız bir kere bile dönüp bakmadım, çünkü yemek daha önemliydi. Manzara her yerde vardı.

Yolda, kırmızı ışıklarda, benzincilerde, vapurda hep ilgi odağıydık. Ünlü biri olduğum için ilgiden sıkılmamayı öğrenmeliydim. Fakat sorular genelde “kaç beygir, fiyatı ne kadar” minvalinde olunca hayal kırıklığına uğradım. Daha yeni piyasaya çıkmış bir arabanın benden çok ilgi görmesi üzücüydü. Arabayı süren ben olduğum için bana da hayranlıkla bakıyorlardı. “Ayağımızı yerden kesiyo işte” türünde cevaplarla tevazumu ve efendiliğimi gösterince bana bir kez daha hayran kaldılar.

BOZCAADA

Bozcaada’ya vardığımızda akşam olmuştu. Hemen otele yerleşip bizi bekleyen yemek masasına kavuşmak için Cabali Balıkçısına gittik. Harika bir ortamda, adaya özgü yemeklerle birlikte leziz bir balık ziyafeti çektik. Yemek yerken balıkların nasıl olup da bin yıllardır aynı ucuz numarayı yiyip oltaya geldiklerini sorguladım. Bu konuda kendilerini birazcık olsun geliştirseler şu an masada kızarmış halde olmazlardı.

 

Ertesi gün güzel bir kahvaltının ardından kısa bir Bozcaada turuyla adadaki üzüm bağlarını, plajları ve yel değirmenlerini görme şansımız oldu. Üzüm bağları neyse de o yel değirmenleri bana çok işe yarıyormuş gibi gelmedi. Sanki “Biz de ülke ekonomisine katkıda bulunuyoruz, boş durmuyoruz” dercesine yapılmışlardı. Çok üzerlerine gitmedim.

Sonunda kısa süre kaldığımız ve bir daha gelme isteği uyandıran bu adadan gitme vaktimiz geldi. Eşyalarımı toplarken otelin duvarlarına son kez baktım. Zorla duygusallaşmaya çalıştım ama beceremedim.

Dönüş yolu gidişe nazaran biraz daha ağır tempoda geçti. Saatlerce araba kullanmış olmaktan mütevellit kendimi tır şoförlerinde görülen birtakım tuhaf hareketleri yaparken buldum. Arabadan inip bacakları ayırarak hafif kambur yürümek, “ileride çevirme var” selektörleri yapmak, arabesk dinlemek bunlardan birkaçıydı.

Takip aracında bize eşlik eden Volvo yetkilisi Serdar’dan telsiz vasıtasıyla V40’ın bir özelliğini daha öğrendim. Dünyada ilk defa kaputta hava yastığı teknolojisi de V40’ta kullanılmış. Allah göstermesin bir yayaya çarpma durumunda kaputtaki hava yastığı devreye girip yayanın kazayı en az zararla atlatmasını sağlıyormuş. Serdar’a “İşe şimdi gönül rahatlığıyla birkaç yayaya çarpabilirim, tamam” dedim. “Bunu yapmamak daha uygun olur, tamam” dedi. “Bu bir test sürüşü ve bunu denemek için can atıyorum, tamam” diye üsteledim. İç çekti ve “Lütfen sağa çeker misin, tamam” dedi. Sağa çektim, bana kendince haklı sebeplerle bunu test etmememizin herkesin hayrına olacağı konusunda kafa şişiren bir nutuk attı. Gönülsüzce kabul ettim.

 

Gerek kaputta hava yastığı teknolojisi gerekse araçtaki sensörlerin iki kollu ve iki bacaklı bir silüet algıladığında devreye giren alarm ve otomatik fren sistemi yıllar boyu severek yaptığımız bir geleneğin tarihe karışması anlamına geliyordu: Arkadaşın üzerine araba sürmek. Bir geleneğin daha yok oluşunu gözyaşları içinde fark ettim.

Sonuç olarak:

–          Rampayı 6. Viteste 165 km hızla çıkma keyfini yaşadım.

–          Havas Engage İstanbul en ufak ayrıntıya kadar bizimle ilgilendi. Son baktığımda Yusuf bana çorap örüyordu.

–          Takip aracındaki Volvo yetkilisi Serdar aracın bütün özelliklerini tek tek anlattı. Şu an bir satış görevlisi kadar bilgi sahibiyim. İş tekliflerine açığım.

–          Belediye otobüslerine bir daha binmek istemiyorum.

–          V40’ın iki günde test edilemeyeğini öğrendim. En az 5 yıl kullanmak gerekiyor.

–          İstanbul’a yaklaştığımızda arabayı biraz daha kullanmak için Kars üzerinden gitmeyi teklif ettim. Bunun biraz zaman alacağı ve daha kestirmeden gidersek vaktinde yetişeceğimiz söylendi.

–          V40’tan ayrılırken son kez dönüp baktım. “Bir daha benim gibi şoför bulamayacaksın, biliyorsun değil mi?” dedim. Sarıldık.

Benzer Yazılar

Üst sınıf olarak nitelendirilen bu üç Alman markası arasında hemen herkes bir fikir sahibidir eminim. Bu üç marka arasında seçim yapmak, favori bir marka belirlemek aynı üç büyük futbol takımımız Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'dan birini tutmak gibidir. Kimine göre Mercedes araba markalarının abisi, kralıdı...
  İçinde bulunduğumuz 2016 yılı Ekim ayı içerisinde piyasaya sunulan Yeni 308 classic edition 115 beygirlik euro standartlarını karşılayan e-hdi motoru ve üstün donanımları ile rakiplerine fark atacağa benziyor. Araba alacakken, almaya karar verirken illa ki internet üzerinden fiyat ve özellik araştırması ...
Motor hacmi değil, fiyata göre vergilendirme Yeni tasarıya göre sadece binek otomobiller değil aynı zamanda en fazla 9 kişiye kadar yolcu taşıyan minibüsler ve taşıma kapasitesi 3.5 tonun altında olan panelvanlar da yeni düzenlemeden faydalanacak gibi görünüyor. Bu doğrultuda Bakanlar Kurulu araçların fiyatı dı...

Yorumlar

  1. seyir dedi ki:

    Gerçekten çok hoş bir üslubu var, gülümseyerek okutuyor.